Devlet bütçesinden ve belediyelerden yapılan harcamaların tamamının Sayıştay denetimine tabi olması nedeni ile belediyeler tarafından kurulan şirketler üzerinden işlerin yapılması sağlıklı bir denetim mekanizmasını ortadan kaldırarak kaynakların israf edilmesine neden olmaktadır.

Elbette, belediyeler deyince sınırlı kaynakları ve dürüst davranışları ile hizmet vermeye çalışan belediyeleri bu kapsamın dışında tutuyoruz. Özellikle, büyük kentlerin belediyelerinde, onların kurmuş olduğu belediye şirketlerine verilen milyonluk alım ve ihaleler, bu şirketler tarafından kendi yandaşlarına dağıtılarak, kamu kaynakları boşa harcanıyor.

Bu işlerin, karşılığını vermeden olmayacağı da bilinen bir gerçek. Bir bakıyorsunuz, ucuz konut veya alt yapı hizmetlerini yapmak üzere kurulan bir belediye şirketi, gazino ve restaurant işletmeciliğinden müzik organizasyonuna kadar her türlü işi yapabiliyor. Artık hileli bir şekle dönen bu organizasyonun, sadece belediye şirketleri eliyle yapılan harcamaların denetimden kaçırılması amacına yönelmesi ilgilileri harekete geçirmelidir.

Sermaye şirketi şeklinde oluşturulan belediye şirketlerinin özel hukuk alanına tabi olması Sayıştay denetimini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Adalet reformu yapılmadığı sürece, mahkemelerimizin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan kurtulamayacağı gerçeğini gözönüne aldığımızda, özel hukuk alanında kötü niyetlilerin işlerini rahatlıkla yürütebileceği yadsınamaz bir gerçektir.     

İşin en acı tarafı Meclis’te temsil edilen veya edilmeyen muhalefet partilerinin de bu çarpık düzeninin üzerine gidilmesi doğrultusunda bir gayretlerinin olmaması. Bu nasıl muhalefet anlayışıdır anlayabilmiş değiliz. Özel hukuka tabi olan bu belediye şirketleri işi belediyeden aldıktan sonra göstermelik ve düzmece ihaleler ile işbirliği içinde olduğu şirketlere ve kişilere bu işleri aktararak kaynak paylaşımını rahatlıkla yapabilmektedirler.

Milyarlarca dolar faiz ödeyen Türkiye ekonomisi, belediye şirketlerinin yarattığı kara delikleri kapatmak için de her zaman olduğu gibi yine vergi ve zam yükü ile halkın sırtına binmeye devam etmektedir. Belediyelerimiz bu marifetleri özellikle büyük kentlerimizde milyonlarca insanımızın yaşamını olumsuz etkilerken, yolsuzlukların çapı her geçen gün daha da büyürken muhalefet partilerinin bu konularda sessiz kalmaları kabul edilebilecek bir durum değildir.

Bu konuda yapılması gereken bağımsız denetim mekanizmasını devreye sokmaktır. Dış denetim olarakta ifade edebileceğimiz bağımsız denetim, Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelerde en sık başvurulan yollardan birisidir.  Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini benimsemeden bu sorunların etkili bir şekilde çözülebilmesi olasılığı yok denecek kadar azdır. Hem mali hem de yönetsel boyut içeren bağımsız denetim, belediye şirketlerinin kamuoyu karşısında güvenilirlik ve saygınlıklarını artıracak önemli bir etken olacaktır. Bağımsız denetim, harcamaların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı ile sınırlı ve yüzeysel kalmayıp, verimlilik ölçümüne dayalı mali denetim sistemlerinin de uygulanmasını sağlayacaktır.

 Büyük düşünür Mevlana’nın sekiz yüz yıl önce söylediği gibi; “Akıllı insan aklını kullanan insandır. Daha akıllı insan, başkalarının aklından yararlanan insandır.”