Geçenlerde dost meclisinde oturmuş, lafın lafı açtığı bir sohbetin tam ortasındaydık. Laf döndü dolaştı, etrafımızdaki becerikli, eli işe yatkın insanlara geldi.
Bir cümlede dedim ki:
— Etrafımızda mâhir arkadaşlar var.

Demez olaymışım. İçimizden biri sordu:
— Mâhir kim?

Ben de tebessümle cevap verdim:
— Bizim bir arkadaş :)

İşte, dil ve kültür noktasında geldiğimiz hâl bu. Trajikomik.
Cümlede geçen "mâhir" kelimesini "usta, becerikli" anlamında kullanmıştım ama o dostumuz bunu bir isim sandı.

Popüler kültürün sığ sularında boğulan, kelime dağarcığı birkaç yüz kelimeyle sınırlı, köklerinden bihaber kalmış bir kitleyle aynı çağda yaşıyoruz. Bu hâl, Molière'in Gülünç Kibarlar oyununu hatırlatıyor bana.

Orada Cathos ve Madelon adındaki karakterler, aristokrat sınıfa özenir. Babalarının onlar için bulduğu iki soylu adayı beğenmez, daha "asil" soylularla evlenmek isterler. Fakat sonunda kendilerini bu iki soylunun uşaklarıyla muhabbette bulurlar. Ne kadar çabalasalar da üzerlerine oturmayan kibarlıklarıyla gülünç bir hâle düşerler.

Molière'in derdi sadece güldürmek değil; insanın haddini, yerini, dilini ve kültürünü unutursa ne kadar komikleşebileceğini göstermekti.

Benim derdimse şu: Toplumun ortak bir dilde ve fikriyatta birleşmesi, insanları birbirine yaklaştırır. Anlaşmazlıkların çoğu, kelimelerin aynı anlamlara gelmemesinden doğar.

Ve evet; Türkçemiz varken yabancı kelimeye özenmek hem lüzumsuz hem de komik bir tercihtir.


Agâh ve Mütenebbih Olmak

Eskiler büyüklerin sohbetlerine kulak kabartırken şöyle seslenişlere aşinaydılar:
— Agâh ve mütenebbih olunuz...

"Agâh" demek, farkında olan, uyanık olan demektir.
"Mütenebbih" ise, bir olaydan ders çıkaran, aklını başına toplayan kişi.

Âlimler böyle hitap ederdi çünkü dinleyicinin sadece kulakla değil gönülle de orada olmasını isterlerdi. Farkındalıkla dinlenmeyen söz, havada kalan sestir. Bu iki kelimenin içindeki derinlik, bir toplumu ayakta tutan asıl mirasın da ne olduğunu gösterir.

Bu yazıyı okuyanlardan bazıları belki "Bu adam ne anlatıyor?" diyecek. İşte tam da bu yüzden yazıyorum. Çünkü dedesinin mektubunu okuyamayan bir torunun mahcubiyetini yaşıyoruz. Ve belki de farkında bile değiliz.

Dil, Zihin, Kimlik

Günlük konuşmalarda, yazarken ya da kalabalık önünde kendimizi ifade etmekte zorlanıyoruz. Çünkü kelimeler elimizde yok. Çünkü dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşüncenin evi, kimliğin taşıyıcısıdır.

Şunu da açıkça söyleyeyim: Ağır dil, süslü cümle her zaman anlam demek değildir. Dil zamanla değişir. Canlıdır. Fakat bu değişim, kökten koparak değil, kökü besleyerek olur.

Biz bir imparatorluk mirasıyız. Türkçemiz; Arapçadan, Farsçadan, Yunancadan, Fransızcadan beslenmiş, ama kendi tadını her zaman muhafaza etmiş kadim bir dil.

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde 111.027 kelime var. Bunlardan yaklaşık 15.000’i yabancı kökenli. Fakat o kelimeler artık bize ait. Mesela “Peygamber” kelimesi Farsçadır, “Efendi” Yunanca. Ama biz, “Peygamber Efendimiz” derken bu kelimeleri Türkçe düşünür, Türkçe hissederiz. Bu da dilin büyüklüğünü gösterir.

Eğer bu kelimeleri ayıklarsak, Türkçenin o fasih anlatım gücü de törpülenir.


Dil Yoksullaşırsa, Millet Bağı Kopar

Dil, bir milletin zihinsel haritasıdır. Eğer kelimeler kaybolursa, düşünce de daralır. Kültür taşıyıcısı olmayan bir dil, sadece seslerden ibaret olur. Oysa Türkçemiz, bin yıllık birikimiyle yalnızca geçmişimizi değil, geleceğimizi de taşır. Bu dili yaşatmak, sadece konuşmak değil; aynı zamanda anlaşmak, düşünmek ve birlikte hareket edebilmek demektir.

İşte bu yüzden Gaspıralı İsmail'in “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü sadece bir çağrının değil, bir millet olmanın özüdür. Çünkü kelimelerin bittiği yerde, gönül bağları da çözülür; ama dilde birlik varsa, fikirde buluşma ve işte dayanışma da kendiliğinden gelir.



Tersine Sorular¿

Bir millet, kelimelerini unuttuğunda önce dilini mi yitirir, yoksa hafızasını mı ¿

Kendini ifade edemeyen insan gerçekten kendi midir, yoksa başkalarının dilinden ibaret midir ¿

Atasının yazısını okuyamayan bir torun, onun duasını anlayabilir mi ¿

Kelimesi olmayan bir milletin, fikri olabilir mi ¿

Başka bir dille düşünmeye başladığında, hâlâ kendin misin ¿


Söze Esas

Maksadımız, bu kadim milletin unuttuğu eserleri, kelimeleri, değerleri yeniden hatırlatmak.
Bunun reçetesi bellidir:

  • Türkçeyi popüler kültürün esaretinden kurtarmak,
  • Güzel Türkçeyi öğrenmeye teşvik etmek,
  • Yabancı kelime kullanma özentisini bırakmak,
  • Türkçe eğitiminin önemini "milli beka" düzeyinde ele almak,
  • Kitap okuma alışkanlığını kelime dağarcığını genişletmek için yaygınlaştırmak,
  • Dil ve fikir birliğini sağlayacak ortak bir Türkçe inşa etmektir.

Çünkü bir insan dedesinin mektubunu okuyamıyorsa, orada bir kopukluk vardır. Dil, sadece seslerden ibaret değil; geçmişle bağ kuran bir köprüdür. Genetik kod gibi nesilden nesle aktarılır.

Bu yüzden yazıya “girizgâh” ismini verdim.
Farsça kökenli olan bu kelime "giriş", "başlangıç" demektir.

Belki bu yazı da, gönüllerimize açılan bir başlangıç olur.
Belki bu kelimeler, yeni fikirlerin eşiği olur.

Latif bir üslupla başladık.
Hoş görün efendim.
İnşallah faydalı olmuşuzdur.

Sağlıcakla, hoşça kalın.