Askerlik biteli yıllar oldu ama içimdeki düğümler hâlâ çözülmedi. Sivil hayata adımımı atar atmaz, kendimi iki kelimenin ortasında sıkışmış buldum: Sert ve mülayim. Dostlarım, askerlikte mülayim biri olduğumu, sivil hayata hızla uyum sağlayacağımı söylerdi. Oysa ki olmadı.

Sertlik, disiplinin gölgesinde büyüyen bir ağaç gibi içime işlemişti. Dakiklik benim için bir refleks olmuştu. Randevu saatini kaçırmamak için saatler önce gidip arabada beklediğim çok oldu. Kuralları seviyordum; çünkü kurallar, düzen getirirdi, kaosu törpülerdi. Ama sivil hayatta kurallar esnekti, hatta bazen hiç yoktu. İnsanlar, söyledikleri ile yaptıkları arasında görünmez köprüler kurmuş, çoğu zaman o köprüleri yıkıp geçiyorlardı. İşte burada, işin içinden çıkamadım.

Askerde yalan söylemeyi bilmemek bir erdemdi. Burada ise bir meziyetmiş gibi karşılanıyordu. Birisi “Yalan söylüyorsun” dediğinde içim burkulurdu. Çünkü doğru, benim için bir kılıçtı; keskin, net ve sarsılmaz. Ama sivil hayatta doğruluk, bazen fazla parlak bir ışık gibi gözleri kamaştırıyor, insanları rahatsız ediyordu. İnsanların çoğu, doğruyu duymak yerine kendilerine uygun olanı işitmek istiyordu.

Ve bir de o cümle var: “Yola çıktığını, yolda bulduğuna satma.” Bu cümlenin kutsal bir öğüt olduğunu düşünerek yaşadım. Sadakat, vefa, bağlılık… Oysa bu, hayatın değişken doğasına direnenlerin söylediği ama uymadığı bir sözdü. Yol değişir, insanlar değişir, dünya bile her gün başka bir hale bürünürken, ben değişmemekte direndim. Direndikçe sertleştim. Sertleştikçe yalnızlaştım.

Oysa Taoistler der ki: Su gibi ol. Su sert kayaları bile aşındırır ama kendisi asla kırılmaz. Yola çıkan bir su damlası gibi, sert taşlarla karşılaşınca ya içlerinden sızmalı ya da yollarını değiştirmeliydim. Ama ben hep kayaya çarpmayı seçtim. İçimde bir nehir akıyordu ama yatağını bulamıyordu. Ne tamamen asker kalabildim, ne de tam anlamıyla sivil oldum. İki dünyanın arasında, Araf’ta kalan bir ruh gibi…

Peki, Araf’ta kalan ne yapar? Pişmanlıklarına mı üzülür, yoksa onurlu yaşadığı günleri mi özler? Yoksa en iyisi, tıpkı doğanın yaptığı gibi değişimi kucaklayıp su gibi akmayı mı öğrenir?